Çalışmalarımda sanatın yıkıcı mizahi anlatımlarında anaç kavramlar olan delilik, gülme ve iğrençlik öğelerini sıklıkla kullanırım. Bu öğeler; Rönesans’tan günümüze sanatsal bağlamda sıra dışı, aşırı, abartı, anormal, alaysı ve alegorik ifadeleri kapsar. Bu amaçla mizah imgesi olarak deliye atfedilen pişmiş kelle sırıtması ve tekinsiz duruşuyla iğreti yaratımı , hastalığın ve hastanın bağlamının dışında anlatımlar olduğu görülmektedir. Delilik ve deli, şapır şupur dilbazlığıyla hakikati söyleyen alegorik ve yergisel ifadelerle aktarılmıştır. Gülme, salt komikliğe verilen bir tepkiden ziyade insanın hata ve kusurlarına karşı üstünlük taslayan, aşağılayıcı nitelikler olarak sunulur. İğrençlik ise eşiği geçemeyen her türlü aşırı ifadelerin formudur. Eleştirilen durumun vahametini muhatabının yüzüne sertçe vuran ve her türlü değeri baş hizasında ayak güzergahına indiren bir yaklaşımın metaforudur. Sanat bağlamında söz konusu bu üç öğe aykırı yergi ifadeleri olmuş ve insan aklının yıkıcılığını gösteren, eleştiren, aşağılayıcı nitelemelerle aktarılmıştır. Dolayısıyla bu alaycı ifadeler öznesini hem inkâr eder hem de itibarsızlaştırır. Sert eleştiri imgeleri olan söz konusu öğelerin, halk kültürü ile yakın ilişkili oldukları ve alegorik anlatımlarla sanat bağlamında etkileyici anlatım dillerine dönüştükleri de anlaşılmaktadır. Sanat eserlerinde delilik ve gülme imgelerinin iz düşümü, hem insan karanlığının kozmik en sert dışavurumu hem de onun içsel serüveninin derin köklerinin özü ve uygarlık tarihinin bir perspektifidir. İnsanların/toplumların kusurlar hiyerarşisinin karşısına tekrarlı formlarla ısrarlı bir dil oluşturan bu öğeler, tekrarlı betilerle olayın trajik yönüne ciddi vurgu yapan anlatımlardır. Bu amaçla çalışmalarda, delilik, deli ve gülmenin salt anlamlarının dışında eleştirel bilincin hakikat söyleyen aktarımları yönünde olacaktır.